Kitaptaki Soru Metni ve Verilenler
2. Tema / EKOLOJİ Proje için ABD’nin Arizona Çölü’nde dış ortamdan tamamen izole, yaklaşık 12.000 m2lik bir yaşam alanı inşa edilmiştir. Bu alanda yeryüzündeki yaşam için gerekli olan su, oksijen, karbon, azot gibi temel maddelerin aktarılabileceği bir ekosistem kurulmuştur. İki yıl boyunca içerideki sekiz insana da hayat imkânı sağlayacak olan projenin amacı, uzayda insan yaşamına uygun koloni kurulma- sına hazırlık yapmaktır. Biyosfer-2 alanında akarsu, bitki örtüsü, buharlaşma, yağmur ve ihtiyaç duyulan tüm maddelerin üretimi kendi döngüsü içinde oluştu- rulmaya çalışılmıştır. Bu çalışma iki yıl devam etmiş ve proje sonlandırıldığında yaşam alanındaki oksijen oranı %14’e düşmüş, karbondioksit derişimi artmış, azot oksit miktarı ise insanın sinir sistemine zarar verecek oranlara ulaşmıştır. Su kaynakları kirlenmiş, ortama bırakılan 25 omurgalı türünden 19’u yok olmuş, bitkilerin çoğu ve tozlaşmayı sağlayan böcekler ölmüş, göller yosunlarla kap- lanmıştır. Ayrıca karınca, çekirge ve hamam böceklerinin sayısı artmış; içeride yaşayan insanlar oksijen yetersizliği yaşamaya başlamıştır. Kısacası Biyosfer-2 Projesi’nde madde döngüleri gerçekleşmemiştir. Dünyada madde döngülerinin düzenli şekilde gerçekleşmemesi çevre sorunla- rını beraberinde getirir. Örneğin azotlu bileşiklerin atmosferdeki artışı asit yağ- murlarına neden olur. Su döngüsünün bozulmasıyla bazı bölgelerde kuraklık artarken bazı bölgelerde seller ve su taşkınları ortaya çıkabilir. Karbon döngü- sündeki bozulmalar, yeryüzündeki sıcaklık artışına neden olur. Su kaynakları- nın kuruması ve sıcaklıkların değişmesi ise günlük yaşamda ve küresel ölçekte coğrafi, ekonomik ve politik pek çok soruna neden olur. Madde döngülerinde meydana gelebilecek bozulmalar doğal dengenin bozulmasına, iklimsel ve coğ- rafik değişikliklere neden olabilir. Bu değişimler, doğal kaynakların azalması ya da yok olmasına, ekosistemlerin bozulmasına yol açar. Ekosistemlerin bozul- ması; çölleşme, suların ve toprağın kirlenmesi, beslenme sorunları, doğrudan veya dolaylı olarak doğada yaşayan canlıların zarar görmesi, bazı türlerin yok olması ya da göç etmesi ve sağlık problemleri gibi canlı yaşamının devamlılı- ğını tehdit eden sorunlara ve tür çeşitliliğinin azalmasına neden olur. Belli bir bölgede etkili olan sorunlar zamanla tüm dünyayı etkileyebilir. Ekono- mik anlamda çevre doğal bir kaynak teşkil eder. Bunun bilincinde olan gelişmiş ülkeler, ekonomik faaliyetlerini sürdürürken çevreyi korumanın önemini bile- rek bu yönde bir yaklaşım içerisine girmişlerdir. Gelişmekte olan ülkelerde ise ekonomik öncelikler, yeterli çevre bilincinin oluşmaması, çevresel politikaların yetersiz kalması gibi nedenlerle çevre kirliliğini önlemek mümkün olmamaktadır. 1960’lı yıllardan itibaren çevre sorunları ile ilgili önlemlere yönelik girişimler, uluslararası düzeyde çevre politikalarının belirlenmesinde etkili olmaya başla- mıştır. Çevre politikalarının temel amacı sürdürülebilir kalkınma ile ekonomik ve sosyal gelişme kaydedilirken doğal kaynakların korunması, gelecek nesillerin bu kaynaklardan yararlanmasına imkân sağlanması, çevre üzerinde oluşan insan etkisinin azaltılması yönündedir. Çevre sorunlarının çözümü, uluslara- rası iş birliğini gerekli kılmaktadır. Bu kapsamda oluşturulan Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Viyana Sözleşmesi, iklim değişikliği rejimini düzenlemeyi amaçlayan Paris Antlaşması, yabani hayvan ve bitki örneklerinin uluslararası ticaretinde türlerin korunmasını sağlayan CITES (Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme), Teh- likeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınması ve Bertaraf Edilmesinin Kontrolüne İliş- kin Basel Sözleşmesi gibi anlaşmalarla çevre sorunlarına çözüm aranmaktadır.